Serkan
New member
“Para Çekmek” Deyimi Ne Demek? Dilin İçinden Ekonomik ve Toplumsal Eşitsizliklere Bakmak
Bir deyimin anlamını öğrenmek için çoğu zaman sözlüğe bakmak yeterli sanılır. Fakat bazı ifadeler, günlük hayatta kullandığımız anlamlarının çok ötesinde sosyal ilişkileri de görünür hâle getirir. “Para çekmek” bunlardan biri. İlk duyduğumuzda aklımıza bankamatikten hesabımızdaki parayı almak geliyor. Ancak deyimin ikinci bir anlamı daha bulunuyor: Bir kimseden çeşitli yollarla para sızdırmak. Bu iki kullanım biçimi arasındaki fark, aslında parayla kurduğumuz ilişkinin ne kadar sosyal olduğunu düşündürüyor.
Türkçedeki yaygın açıklamaya göre “para çekmek”, bir banka veya benzeri yere yatırılmış parayı geri almak anlamına geldiği gibi, bir kişiden çeşitli yollarla para sızdırmak anlamında da kullanılabiliyor. Habertürk+1
Benim bu konuda kişisel bir banka, iş veya aile deneyimimi kaynak göstermek doğru olmaz; kişisel deneyim sahibi değilim. Bu nedenle aşağıdaki değerlendirmeyi kendi yaşanmışlığım gibi sunmak yerine, güvenilir araştırmalar ve yayımlanmış veriler üzerinden yapıyorum. Asıl ilginç olan da burada başlıyor: Basit görünen bir deyim, ekonomik kaynaklara kimlerin ne ölçüde erişebildiği sorusuna kadar uzanabiliyor.
“Para Çekmek” Deyiminin İki Temel Anlamı
Günlük kullanımda ilk anlam oldukça doğrudandır. Örneğin “Bankamatikten para çektim” dediğimizde kişinin kendi hesabındaki parayı nakit olarak aldığı anlaşılır. Burada para üzerinde bir mülkiyet ve erişim ilişkisi vardır.
İkinci kullanım ise daha farklıdır. “Ondan para çekiyor” cümlesi söylendiğinde genellikle bir kişinin başka bir kişinin maddi kaynaklarından kendi çıkarı için yararlanması anlatılır. Buradaki “çekmek”, fiziksel olarak bir yerden para almak değil, mecazi biçimde bir kişinin ekonomik kaynaklarından yararlanmak anlamına gelir.
Bu nedenle deyimin ikinci anlamında yalnızca para değil, güç ilişkisi de vardır.
Kimin parası var? Kimin paraya ihtiyacı var? Kim “hayır” diyebilecek ekonomik güce sahip? Kim aileye, eşe, işverene veya başka bir kişiye maddi açıdan bağımlı? Bu soruların yanıtları toplumsal cinsiyet, sınıf, eğitim, yaş, göçmenlik statüsü ve çalışma biçimi gibi faktörlere göre değişebilir.
Bir Deyim Bize Sınıf Farklarını Nasıl Hatırlatıyor?
“Para çekmek” ifadesinin ikinci anlamını yalnızca bireysel ahlak üzerinden değerlendirmek kolaydır. Bir kişiden sürekli para alan biri için “ondan para çekiyor” denebilir. Fakat ekonomik ilişkileri yalnızca “iyi insan-kötü insan” ikiliğine indirgemek bazen gerçek koşulları görmemize engel olur.
Örneğin ekonomik olarak rahat bir ailede yaşayan bir kişinin birkaç yüz liralık bir harcamasıyla düşük gelirli bir ailenin aynı miktardaki harcaması aynı sonucu doğurmaz. Gelir, birikim, borç, kira, eğitim masrafları ve sosyal güvence kişinin para karşısındaki hareket alanını belirler.
OECD, Türkiye'de gelir eşitsizliklerinin hâlâ önemli bir yapısal sorun olduğunu ve özellikle kadınların, göçmenlerin ve yaşlıların işgücü piyasasında daha zayıf sonuçlarla karşılaşabildiğini belirtiyor. OECD
Dolayısıyla “para çekmek” deyimini sınıf perspektifinden ele aldığımızda, yalnızca bir kişinin başka birinden para almasını değil, ekonomik kaynakların toplum içinde nasıl dağıldığını da düşünebiliriz.
Zenginlik yalnızca cebimizdeki para değildir. Ev sahibi olmak, düzenli maaş almak, birikime sahip olmak, krediye ulaşabilmek, işsiz kaldığında birkaç ay geçinebilmek veya ailesinden maddi destek görebilmek de ekonomik gücün parçalarıdır.
Toplumsal Cinsiyet Açısından “Para Çekmek”
Para konusu kadınlar ve erkekler açısından tamamen aynı sosyal koşullarda yaşanmıyor. Burada bütün kadınların veya bütün erkeklerin aynı deneyime sahip olduğunu söylemek elbette doğru olmaz. Ancak araştırmalar, toplumsal cinsiyetin ekonomik bağımsızlığı etkileyebildiğini gösteriyor.
OECD'nin 2025 Türkiye araştırmasına göre 15-64 yaş grubundaki kadınların işgücüne katılımı 2013'te yüzde 33,8 iken 2023'te yüzde 40,9'a yükselmiş durumda. Buna rağmen kadınların işgücüne katılımı OECD ortalamasının oldukça altında kalıyor. OECD ayrıca bakım sorumluluklarının kadınların çalışma hayatına katılımında önemli bir engel oluşturduğunu belirtiyor. OECD
Burada özellikle kadınların deneyimini empatiyle değerlendirmek önemli. Çalışmak isteyen bir kadın için mesele yalnızca “iş bulmak” olmayabilir. Çocuğun bakımı, yaşlı aile üyelerinin sorumluluğu, ulaşım, çalışma saatleri, aile beklentileri ve işyerindeki koşullar aynı anda devreye girebilir.
OECD'nin aktardığı dikkat çekici bir veriye göre Türkiye'de annelerin yüzde 96'sı birincil bakım veren konumundayken bu oran babalarda yüzde 2 olarak belirtiliyor. Bu durum, bakım emeğinin aile içinde nasıl dağıldığının kadınların ekonomik yaşamını doğrudan etkileyebildiğini gösteriyor. OECD
Dolayısıyla ekonomik bağımsızlığı olmayan bir kadının aile içerisindeki para ilişkisini yalnızca “neden kendi parasını kazanmıyor?” şeklinde değerlendirmek eksik kalabilir.
Kadınların Ekonomik Deneyimlerini Genellemeden Dinlemek
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta var: “Kadınlar ekonomik olarak güçsüzdür” gibi genelleyici bir cümle gerçeği açıklamaz.
Üniversite mezunu, yüksek gelirli bir şirkette çalışan ve kendi finansal kararlarını alan bir kadınla kayıt dışı çalışan, bakım sorumlulukları nedeniyle düzenli bir işe giremeyen bir kadının deneyimi aynı değildir.
Benzer biçimde erkeklerin de ekonomik koşulları birbirinden farklıdır. Düşük gelirli, işsiz, borçlu veya güvencesiz çalışan bir erkeğin ekonomik gücünü yalnızca erkek olması üzerinden değerlendirmek doğru olmaz.
Ancak toplumsal normların erkekler üzerindeki etkisi de göz ardı edilmemeli. Bazı erkekler ailelerinin ekonomik yükünü üstlenmeleri gerektiğine dair güçlü beklentilerle karşılaşabiliyor. Bu nedenle erkekler açısından çözüm odaklı yaklaşım, yalnızca “daha fazla para kazanmak” değil; bakım emeğinin paylaşılması, finansal sorumlulukların adil bölüşülmesi ve ekonomik kararların ortaklaştırılması gibi alanları da içerebilir.
Bence burada önemli soru şu:
Bir erkeğin ailesinin bütün maddi yükünü taşıması gerçekten ekonomik özgürlük mü, yoksa başka bir toplumsal beklentinin sonucu mu?
Irk, Etnisite ve Göçmenlik Statüsü de Ekonomik İlişkileri Etkiliyor
Türkiye bağlamında “ırk” kavramını kullanırken dikkatli olmak gerekiyor. Türkiye'nin sosyal yapısında etnik köken, vatandaşlık, göçmenlik ve mültecilik statüsü birbirinden farklı kavramlar. Bu nedenle bunları birbirinin yerine kullanmak doğru olmaz.
Bununla birlikte göçmenlik statüsünün ekonomik fırsatları etkileyebildiğine ilişkin somut araştırmalar bulunuyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü'nün 2025 tarihli çalışması, Türkiye'de Türk ve Suriyeli kadınların çalışma deneyimlerini inceledi. Bursa, İstanbul ve Gaziantep'te 126 kadınla yapılan odak grup görüşmelerinde toplumsal cinsiyet, göçmenlik statüsü, eğitim, aile sorumlulukları, ayrımcılık ve çalışma koşullarının birlikte etkili olabildiği ortaya konuldu. Rapora göre geçici koruma altındaki Suriyeli kadınlar açısından cinsiyet ve mülteci statüsünün kesişmesi, karşılaşılan güçlükleri artırabiliyor. International Labour Organization+1
Bu durum “para çekmek” deyimini farklı bir açıdan düşündürüyor.
Bir kişinin ekonomik açıdan daha savunmasız olması, başkalarının onun emeğinden veya ekonomik zorunluluklarından yararlanmasını kolaylaştırabilir. Özellikle kayıt dışı çalışma, düşük ücret ve sosyal güvence eksikliği söz konusu olduğunda kişinin pazarlık gücü azalabilir.
ILO'nun daha önceki verilerine göre 2017'de Türkiye'deki Suriyeli çalışanların büyük bölümü kayıt dışı çalışıyordu; aynı araştırmada Suriyeli kadınların erkek Suriyeli çalışanlardan daha düşük gelir elde ettiği de belirtilmişti. Bu veriler güncel durumun birebir göstergesi olarak değil, göçmen emeğinin tarihsel kırılganlığına ilişkin bir araştırma bulgusu olarak değerlendirilmelidir. International Labour Organization
Bir deyimin anlamını öğrenmek için çoğu zaman sözlüğe bakmak yeterli sanılır. Fakat bazı ifadeler, günlük hayatta kullandığımız anlamlarının çok ötesinde sosyal ilişkileri de görünür hâle getirir. “Para çekmek” bunlardan biri. İlk duyduğumuzda aklımıza bankamatikten hesabımızdaki parayı almak geliyor. Ancak deyimin ikinci bir anlamı daha bulunuyor: Bir kimseden çeşitli yollarla para sızdırmak. Bu iki kullanım biçimi arasındaki fark, aslında parayla kurduğumuz ilişkinin ne kadar sosyal olduğunu düşündürüyor.
Türkçedeki yaygın açıklamaya göre “para çekmek”, bir banka veya benzeri yere yatırılmış parayı geri almak anlamına geldiği gibi, bir kişiden çeşitli yollarla para sızdırmak anlamında da kullanılabiliyor. Habertürk+1
Benim bu konuda kişisel bir banka, iş veya aile deneyimimi kaynak göstermek doğru olmaz; kişisel deneyim sahibi değilim. Bu nedenle aşağıdaki değerlendirmeyi kendi yaşanmışlığım gibi sunmak yerine, güvenilir araştırmalar ve yayımlanmış veriler üzerinden yapıyorum. Asıl ilginç olan da burada başlıyor: Basit görünen bir deyim, ekonomik kaynaklara kimlerin ne ölçüde erişebildiği sorusuna kadar uzanabiliyor.
“Para Çekmek” Deyiminin İki Temel Anlamı
Günlük kullanımda ilk anlam oldukça doğrudandır. Örneğin “Bankamatikten para çektim” dediğimizde kişinin kendi hesabındaki parayı nakit olarak aldığı anlaşılır. Burada para üzerinde bir mülkiyet ve erişim ilişkisi vardır.
İkinci kullanım ise daha farklıdır. “Ondan para çekiyor” cümlesi söylendiğinde genellikle bir kişinin başka bir kişinin maddi kaynaklarından kendi çıkarı için yararlanması anlatılır. Buradaki “çekmek”, fiziksel olarak bir yerden para almak değil, mecazi biçimde bir kişinin ekonomik kaynaklarından yararlanmak anlamına gelir.
Bu nedenle deyimin ikinci anlamında yalnızca para değil, güç ilişkisi de vardır.
Kimin parası var? Kimin paraya ihtiyacı var? Kim “hayır” diyebilecek ekonomik güce sahip? Kim aileye, eşe, işverene veya başka bir kişiye maddi açıdan bağımlı? Bu soruların yanıtları toplumsal cinsiyet, sınıf, eğitim, yaş, göçmenlik statüsü ve çalışma biçimi gibi faktörlere göre değişebilir.
Bir Deyim Bize Sınıf Farklarını Nasıl Hatırlatıyor?
“Para çekmek” ifadesinin ikinci anlamını yalnızca bireysel ahlak üzerinden değerlendirmek kolaydır. Bir kişiden sürekli para alan biri için “ondan para çekiyor” denebilir. Fakat ekonomik ilişkileri yalnızca “iyi insan-kötü insan” ikiliğine indirgemek bazen gerçek koşulları görmemize engel olur.
Örneğin ekonomik olarak rahat bir ailede yaşayan bir kişinin birkaç yüz liralık bir harcamasıyla düşük gelirli bir ailenin aynı miktardaki harcaması aynı sonucu doğurmaz. Gelir, birikim, borç, kira, eğitim masrafları ve sosyal güvence kişinin para karşısındaki hareket alanını belirler.
OECD, Türkiye'de gelir eşitsizliklerinin hâlâ önemli bir yapısal sorun olduğunu ve özellikle kadınların, göçmenlerin ve yaşlıların işgücü piyasasında daha zayıf sonuçlarla karşılaşabildiğini belirtiyor. OECD
Dolayısıyla “para çekmek” deyimini sınıf perspektifinden ele aldığımızda, yalnızca bir kişinin başka birinden para almasını değil, ekonomik kaynakların toplum içinde nasıl dağıldığını da düşünebiliriz.
Zenginlik yalnızca cebimizdeki para değildir. Ev sahibi olmak, düzenli maaş almak, birikime sahip olmak, krediye ulaşabilmek, işsiz kaldığında birkaç ay geçinebilmek veya ailesinden maddi destek görebilmek de ekonomik gücün parçalarıdır.
Toplumsal Cinsiyet Açısından “Para Çekmek”
Para konusu kadınlar ve erkekler açısından tamamen aynı sosyal koşullarda yaşanmıyor. Burada bütün kadınların veya bütün erkeklerin aynı deneyime sahip olduğunu söylemek elbette doğru olmaz. Ancak araştırmalar, toplumsal cinsiyetin ekonomik bağımsızlığı etkileyebildiğini gösteriyor.
OECD'nin 2025 Türkiye araştırmasına göre 15-64 yaş grubundaki kadınların işgücüne katılımı 2013'te yüzde 33,8 iken 2023'te yüzde 40,9'a yükselmiş durumda. Buna rağmen kadınların işgücüne katılımı OECD ortalamasının oldukça altında kalıyor. OECD ayrıca bakım sorumluluklarının kadınların çalışma hayatına katılımında önemli bir engel oluşturduğunu belirtiyor. OECD
Burada özellikle kadınların deneyimini empatiyle değerlendirmek önemli. Çalışmak isteyen bir kadın için mesele yalnızca “iş bulmak” olmayabilir. Çocuğun bakımı, yaşlı aile üyelerinin sorumluluğu, ulaşım, çalışma saatleri, aile beklentileri ve işyerindeki koşullar aynı anda devreye girebilir.
OECD'nin aktardığı dikkat çekici bir veriye göre Türkiye'de annelerin yüzde 96'sı birincil bakım veren konumundayken bu oran babalarda yüzde 2 olarak belirtiliyor. Bu durum, bakım emeğinin aile içinde nasıl dağıldığının kadınların ekonomik yaşamını doğrudan etkileyebildiğini gösteriyor. OECD
Dolayısıyla ekonomik bağımsızlığı olmayan bir kadının aile içerisindeki para ilişkisini yalnızca “neden kendi parasını kazanmıyor?” şeklinde değerlendirmek eksik kalabilir.
Kadınların Ekonomik Deneyimlerini Genellemeden Dinlemek
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta var: “Kadınlar ekonomik olarak güçsüzdür” gibi genelleyici bir cümle gerçeği açıklamaz.
Üniversite mezunu, yüksek gelirli bir şirkette çalışan ve kendi finansal kararlarını alan bir kadınla kayıt dışı çalışan, bakım sorumlulukları nedeniyle düzenli bir işe giremeyen bir kadının deneyimi aynı değildir.
Benzer biçimde erkeklerin de ekonomik koşulları birbirinden farklıdır. Düşük gelirli, işsiz, borçlu veya güvencesiz çalışan bir erkeğin ekonomik gücünü yalnızca erkek olması üzerinden değerlendirmek doğru olmaz.
Ancak toplumsal normların erkekler üzerindeki etkisi de göz ardı edilmemeli. Bazı erkekler ailelerinin ekonomik yükünü üstlenmeleri gerektiğine dair güçlü beklentilerle karşılaşabiliyor. Bu nedenle erkekler açısından çözüm odaklı yaklaşım, yalnızca “daha fazla para kazanmak” değil; bakım emeğinin paylaşılması, finansal sorumlulukların adil bölüşülmesi ve ekonomik kararların ortaklaştırılması gibi alanları da içerebilir.
Bence burada önemli soru şu:
Bir erkeğin ailesinin bütün maddi yükünü taşıması gerçekten ekonomik özgürlük mü, yoksa başka bir toplumsal beklentinin sonucu mu?
Irk, Etnisite ve Göçmenlik Statüsü de Ekonomik İlişkileri Etkiliyor
Türkiye bağlamında “ırk” kavramını kullanırken dikkatli olmak gerekiyor. Türkiye'nin sosyal yapısında etnik köken, vatandaşlık, göçmenlik ve mültecilik statüsü birbirinden farklı kavramlar. Bu nedenle bunları birbirinin yerine kullanmak doğru olmaz.
Bununla birlikte göçmenlik statüsünün ekonomik fırsatları etkileyebildiğine ilişkin somut araştırmalar bulunuyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü'nün 2025 tarihli çalışması, Türkiye'de Türk ve Suriyeli kadınların çalışma deneyimlerini inceledi. Bursa, İstanbul ve Gaziantep'te 126 kadınla yapılan odak grup görüşmelerinde toplumsal cinsiyet, göçmenlik statüsü, eğitim, aile sorumlulukları, ayrımcılık ve çalışma koşullarının birlikte etkili olabildiği ortaya konuldu. Rapora göre geçici koruma altındaki Suriyeli kadınlar açısından cinsiyet ve mülteci statüsünün kesişmesi, karşılaşılan güçlükleri artırabiliyor. International Labour Organization+1
Bu durum “para çekmek” deyimini farklı bir açıdan düşündürüyor.
Bir kişinin ekonomik açıdan daha savunmasız olması, başkalarının onun emeğinden veya ekonomik zorunluluklarından yararlanmasını kolaylaştırabilir. Özellikle kayıt dışı çalışma, düşük ücret ve sosyal güvence eksikliği söz konusu olduğunda kişinin pazarlık gücü azalabilir.
ILO'nun daha önceki verilerine göre 2017'de Türkiye'deki Suriyeli çalışanların büyük bölümü kayıt dışı çalışıyordu; aynı araştırmada Suriyeli kadınların erkek Suriyeli çalışanlardan daha düşük gelir elde ettiği de belirtilmişti. Bu veriler güncel durumun birebir göstergesi olarak değil, göçmen emeğinin tarihsel kırılganlığına ilişkin bir araştırma bulgusu olarak değerlendirilmelidir. International Labour Organization